DOLAR
13,4584
EURO
15,3141
ALTIN
770,65
BIST
1.857
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Şanlıurfa
Az Bulutlu
12°C
Şanlıurfa
12°C
Az Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
15°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
14°C
Pazar Parçalı Bulutlu
15°C
Pazartesi Az Bulutlu
16°C
RESİM AÇIKLAMASI
RESİM AÇIKLAMASI

Her Şeyin Bir Tadı Vardır -1-

30 Ekim 2021 08:48
0
A+
A-

Gerçek ve istenen bir imana sahip olan bir Müslüman; inancından hem tat alır, hem de lezzete gark olur. İcra ettiği ve etmesi gereken amellerle ferahlık duyar, huzura erişir. Ancak yaptıklarından haz ve zevk almayan Müslümanların varlığına şahitlik ettiğimizde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dile getirdiği şu hadis gelir aklıma; “Allah’ı Rab, İslâm’ı din, Muhammed’i (s.a.v) Peygamber olarak benimseyip onlardan râzı olan kişi, imanın tadını almıştır.” (Müslim, İman, 56; Tirmizî, Îmân, 10/2623; Ahmed, I, 208) Bu hadis-i Şerife mana-i muhalifinden yaklaştığımız vakit imanı istenen seviyede olmayan kimi insanın ibadetlerinden tat almama durumunun olabileceğini öğrenebiliriz. İnandığımız tüm değerleri benimsemek, teslim olmak ve her birinden razı olmak, kayıtsız ve şartsız bir teslimiyet göstermek imandan tat almanın önemli şartlardandır.İnandığımız Allah, sahip olduğumuz İslam ve bağlandığımız Hz. Muhammed (s.a.v.) bizlere tat vermiyor, bir şeylere bağlanmaya veya bağlandığımız yanlış işlerden vazgeçmemize yol açmıyorsa, hayatımızda bir değişime, bir tadilata yol açmıyorsa, doğrulara yapışmaya yanlışlardan uzaklaşmaya sebebiyet vermiyorsa imanımızda bir sorunun varlığına işarettir.Müsaadenizle konunun daha iyi anlaşılması açısından şöyle bir misal vermek istiyorum.Hem çok acıktığımız hem de çok susadığımız bir günün sonunu düşünün. Gözümüz yemek ve su arar durur ortalıkta. Değil gözümüzle bir şeyler aramak, tüm vücudumuzla, tüm benliğimizle, tüm ruhumuzla ararız. Ne bulursak yer, elimize geçirdiğimizi de içeriz. Hatta acıkma ve susama oranında yediğimiz yiyeceklerin, içtiğimiz içeceklerin tadı-tuzu biraz daha farklılaşır damağımızda. Yorgunluğun, bitap düşmenin ve gün boyu terlemenin getirmiş olduğu bir ihtiyaçtır bu. Bu ihtiyaç arttıkça yediklerimizde ve içtiklerimizde farklı lezzetler hasıl olur. Aynı yemeğin, aynı çayın her zaman aynı lezzeti vermiyor olmasının en önemli nedeni içine girdiğimiz durumla yani ihtiyaç ile alakalı olduğunu söyleyebilirim. Yediğimiz yemeğin bir tadı olduğu gibi içtiğimiz suyun, içtiğimiz çayın da bir tadı, bir lezzeti vardır/olmalıdır. Peki bizi cennete götürecek olan imanımızın tadı, tuzu hiç olmaz mı? Zevk ve haz vermez mi sinelerimize, yüreklerimize? Farklılaştırmaz mı bizi inanmayan ve teslim olmayan insanlardan, onların davranışlarından. Kafir, Müşrik ve Münafıkların ahlakından farklı kılmaz mı ahlakımızı?Sahip olduğumuz imanımızın tadı yüreklerimizde neşvünema bulmuyor, dile getirdiğimiz inancımız yüreğimizde tatlı bir semtoma yol açmıyorsa bir sorunun varlığına işaret etmektedir. Ya imanımız zayıflamıştır ya da tat alacak duyudan mahrum bırakılmışız. Ama yemeğin tadını aldığımıza, suyu kana kana içtiğimize, çayı köşe bucak aradığımıza, cahili alışkanlıklarımıza dört elle sarıldığımıza göre sorunu damağımıza yüklemenin doğru bir çıkarım olacağını hiç sanmıyorum. Böylesi durumlarda iman konusuna yoğunlaşmanın doğru bir sonuç vereceğine olan inancım tamdır. Çünkü iman davranışların müsebbibidir. Tadı damağımızda kalan, yerken zevk aldığımız herhangi bir yemeğin muhteşem ve albenili olmasını usta olmasam da üç unsura bağladığımı rahtlıkla söyleyebilirim. Birincisi kıvamında pişirim, ikincisi kıvamında ilave su, üçüncüsü de kıvamında baharat.Yemeğin kıvamında pişmesi lezzet açısından önemli bir şarttır. Çok pişen bir yemek lapa olur, pişmemiş veya henüz kıvamına gelmemiş bir yemek de çiğ olacağından lezzet vermez yiyenlere. Mide bile rahatsız olur böyle gönderimler karşısında. Lezzet açısından yemeğe katılan suyun yeterli miktarda olması da bir başka zorunluluktur. Fazla su yemeği cıvıklaştıracağı gibi az su veya suyun hiç kullanılmaması durumunda yemek, aşa dönüşmez. Baharatlar da bir başka öneme haizdir yemekler için. Baharatın olması gerekenden fazla veya az kullanılması yemekten almamız gereken tadın önündeki en büyük engeldir. Tuz, yağ, salça, biber, karabiber, kimyon gibi katkı maddeleri kıvamında kullanılmayan yemeklerin yenilebileceğini hiç sanmıyorum. İnsanoğlu tarafından tuzlu yemekler tercih edilmediği gibi tuzsuz yiyecekler de tercih edilmez. Anlayacağımız yemeğe katılan baharatlar az olsa da tat vermez insana, çok olsa da. Sınırı aşan katkı maddeleri işkenceye bile dönüşebilir.Aynı sorun çay için de geçerlidir. Damak tadını vermesi açısından demleme yöntemi ve demleme süresi çay için önemli bir konudur. Tam demlenmeyen, demlendikten sonra fazla bekleyen veya kaynatma konusunda zaman aşımına uğrayan çay damakta tat oluşturmaz. Zevk vermez muhiplerine. Yediklerinde ve içtiklerinde tat arayan Ademoğlu, inandığı iman konusunda da tat ve lezzet araması gerekmez mi? Ya da yemeğe, çaya tat veren unsurların var olduğunu kabul eden insanoğlu imanında haz ve zevk olmayacağını mı iddia eder?

Yazarın Diğer Yazıları
26 Ağustos 2021 23:28
25 Eylül 2021 18:28
16 Ağustos 2021 17:44
9 Haziran 2021 17:16
30 Ağustos 2021 18:01
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Sohbeti aç.
Haber hattı
İLAN ŞEHRİ-İLAN VER GÖZ PROTEZ