DOLAR
13,4584
EURO
15,3141
ALTIN
770,65
BIST
1.857
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Şanlıurfa
Az Bulutlu
12°C
Şanlıurfa
12°C
Az Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
15°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
14°C
Pazar Parçalı Bulutlu
15°C
Pazartesi Az Bulutlu
16°C
RESİM AÇIKLAMASI
RESİM AÇIKLAMASI

Hey Dostum!

28 Ekim 2021 18:56
0
A+
A-

Sınıfa şen şakrak girmeyi çok severim. Dünya kadar derdim, dayanılmayacak kederim, katlanılmayacak sıkıntım olsa dahi her şeyi kapı koluna asar, öylece girerim sınıfa. Benim asıl neşe kaynağım öğrencilerimdir. Beni mest etmek için farklı tellerden çalan birer müzisyendirler adeta. Sınıfta oluşan homojenliği sevdiğim kadar hiçbir şeyi sevmem. Kimi öğrencinin siyah dediğine diğerlerinin beyaz demesi öğretmenliğin başka yerde bulunamaz tadı tuzudur. Farklı tellerden çalan öğrencilerle konuşurken kapının dışında bıraktıklarımın içeriye dalmalarına asla müsaade etmedim şimdiye kadar.O zamanlar çiçeği burnunda bir öğretmendim. Sınıf tercihinde bulunmam imkansızdı. Elime tutuşturulan ders programına göre sınıflara girip çıkıyordum. Öğrencileri tanımak birinci önceliğimdi. Onları tanıdıkça yapacaklarımın kolaylaşacağına olan inancım tamdı. İlgili ilgisiz soru soruyor, önüme gelenle ilgileniyor olmamın en önemli sebebi öğrencileri tanımaya yönelikti. Hemen her sınıftan olumlu davranışlarıyla öne çıkan öğrenciler bulunurken, olumsuz tavırlarıyla tanınan öğrenciler de az değildir. Kimisini taktir etmem, kimisine yol ve yordam göstermem, kimisini de törpülemem gerektiğini gayet iyi biliyordum.Sınıfların birinde, en arkada oturan, kafasını sürekli cama dayayan ve mahzun gözlerle dışarıyı seyre dalan dersle ilgi ve alakasını tamamıyla kesen öğrenciye takıldı gözlerim. Sorduklarıma cevap vermiyor olması da bir başka handikaptı. Yoklama esnasında bile sesi çıkmazdı Yakup’un. Her zaman “Buradayım” diyebilmek adına elini kaldırmakla yetinirdi. Bazen kimi arkadaşları yok yazılmasının önüne geçmek için onun yerine yoklamalarda buradayım dedikleri de az değildi. İsim ezberlemede zaafım olsa da Yakup’un ismini, taşın üzerine çizilen bir resim gibi kazıdım zihnime. “Niye sesli bir şekilde cevap vermiyorsun?” sorusuna diğer öğrencilerin işaretiyle şimdilik geçiştirilmesi gereken bir sorunun varlığına işaret olarak algıladım. Üstelemekten vazgeçtim. Şen şakrak hoplayıp zıplayan sınıfta Yakup’un yerinde bir mıh gibi çakılıp kalması yüreğime dokunmuştu. İlerleyen zamanlarda kendisi ile iletişime geçmek adına yüksek bir ses tonuyla hem de gözlerinin içine bakarak sınıfa her girişimde; “Hey dostum!” diye sesleniyordum. Bu hitaptan hoşlandığını sezinledim. Çoğu zaman varlığının farkına bile varılmayan Yakup, meğer arkadaşları arasında da itibar görmeyen bir yapıya sahipmiş. Ha var ha yok muamelesinden yakasını bir türlü koparamayınca, o da kabuğuna çekilerek her şeyi kabullenmiş. Sabahleyin oturduğu sırasından son zilin çalmasıyla ancak kalkarmış. Onu böyle kabullenmiş herkes. Derse her girişimde kendisine yönelik duyacağı bir ses tonuyla “Hey Dostum!” diyerek seslenmiş olmam gözlerinde yıllardır sönmeye yüz tutmuş olan ışığın yeniden yanmasına sebep oldu. Gözlerinden yansıyan ışığı benden başka kimsenin fark etmediğini iddia edebilirim. Çünkü; “Gözler hiçbir zaman yalan söylemez.” sözünü lise sıralarından bu yana kazımıştım zihnime. O gün bugündür hangi amaçla olursa olsun odaklanarak baktığım her göz, bana ancak doğruyu söylemiştir. İlk birkaç hafta kendisine “Hey dostum!” diye seslendiysem de tek bir kelime dahi çıkmadı ağzından. Ancak kendisine yönelik kullandığım “Hey Dostum!” hitabı her geçen gün aramızdaki iletişimi biraz daha güçlendiriyordu. Mümkün mertebe bu hitabı kullanmaya gayret ettim. Gözlerindeki ışığı keşfettiğimden bu yana kendisi ile iletişime geçmek, derdini ve kederini öğrenmek, yol ve yordam göstermek için avını bekleyen bir aslan misali her an fırsat kollamaya başladım. Boş vakitlerimde kantinde oturur, öğrencileri gözlemlerim. Masama teşrif eden olursa da kendileriyle muhabbet eder, çay içerim. Dersin başladığı bu vakitlerde kantinde dolanan öğrencilerin Yakup’un sınıf arkadaşları olduğunu anladığım anda zihnimde çakan şimşeklerin ışığında hızlı adımlarla sınıfa doğru ilerledim. Yalnız başına sınıfta oturan ve kafasını cama dayamış bahçeyi seyreden Yakup’a yüksek bir sesle; “Hey dostum!” diye seslendim. Bana gülerek bakınca, kendisine elimle; “gel gel” işareti yaptım. Beni kıracağından çok korkuyordum. Gelmeyecek olsa şimdilik sergileyebileceğim bir “B” planım da yoktu kafamda. Ancak korktuğum olmadı. “Elhamdülillah” dedim kendi kendime. O da böyle bir teklifi bekliyor gibi sakin bir edayla yerinden kalktı. Sıraların arasından küçük adımlarla ve rotasını kaybetmiş bir gemi gibi yürümeye başlaması dünyaların benim olmasına sebep oldu. Önünü ilikleyerek; “Buyurun Hocam!” sözü yankılandı sınıfta. Bu ortamı hala unutamam. Her ne zaman bu sınıfa girsem bu durum bir film şeridi gibi canlanır gözlerimde. Duyduğuma göre Yakup’un ağzından son iki yıldır tek bir kelime dahi çıkmış değildi. Gözlerimden süzülen yaşları görmesin diye arkamı döndüm ve el çabukluğuyla bir anda sildim. Ağzımdan; “Hey Dostum!” sözünden başka bir kelime çıkmıyordu. Kaç sefer telaffuz ettiğimi ben de bilmiyordum. Elimi omzuna atarak yürümesi için kendisini yönlendirdim. Hiçbir şey konuşmasak bile benimle yürüyor olması görülmeye değerdi. Bütün dünyalar benim olmuştu adeta. Muzaffer bir ordu komutanından farksızdı okul koridorunda sergilediğim endam. Daha önce konuşturmak için bir çok kişi uğraşmış ancak başarılı olamamışlar. Meğerki buyurgan sözlerden nefret ettiği kadar hiçbir şeyden nefret etmezmiş bizim Yakup. İkimizi yan yana yürüyoruz. Elimi Yakup’un omuzunda gören kimi öğrenci gözlerine inanamıyor ve kolonların arkasına gizlenerek bu tarihi anlara şahitlik etmenin zevkini yaşıyorlardı. Bir kelime dahi konuşmadan daha önce kantinde oturduğum masaya kadar beraber yürüdük. Yakup’un oturması için bir sandalye çektim ve karşısına geçip oturdum. Kantini işleten Ahmet Abi’yi daha önce; “Bir öğrenciyle oturduğumu gördüğünüz anda istesem de istemesem de masamıza kişi sayısınca çay gönder.” diye tembihlemiştim. Oturmamız ile çayların masamıza konulması neredeyse bir olmuştu. Çaylar masaya konulurken; “Abi! Ben çok acıktım! Hazırda bol kaşarlı tost varsa iki tane alabilir miyim?” dediğimde “Olmaz mı?” diye yanıtladı sevecen Ahmet Abi. Kafama konulan yabani bir kuşun uçmasına engel olmak isteyen bir titizlikle hareket ediyor, yaklaşık iki yıldır hiç konuşmayan Yakup’un konuşmasını heyecanla bekliyordum.Tostumuzu yedikten sonra çaylarımızı bir kez daha yeniledik. Pek konuşmamış olsak da dostluğumuz şimdilik perçinlenmişti. İlerleyen zamanlarda Yakup ile muhabbet etmeye başladık. Derslerle ilgili hiç konuşmuyor olmamıza rağmen derslerine sarılması ve ödevlerini vaktinde teslim ediyor olması karşısında herkeste bir şaşkınlık vardı. Yakup’un derslerine karşı gösterdiği iştirak ve duyduğu heves okuldaki herkesi şaşkına çevirmişti. Günden güne değişen ve çalışan Yakup, kısa sürede okulun en başarılı öğrencileri arasına girmeyi başardı. Sosyal ve sportif faaliyetlerde gösterdiği üstün başarılar dilden dile dolaşmaya başlamıştı bile. Yakup, girdiği sınavdan başarılı olmuş ve üniversiteyi de kazanmıştı. Bu durum büyük bir sevince yol açmıştı. Yükseköğretimi boyunca kendisi ile irtibatı hiç kesmedim. Arada bir konuştuğumuz Yakup, en son beni aradığında; “Hocam! Artık sizinle aynı okulda çalışmaktan gurur ve onur duyarım hem de aynı zümreden.” sözü ayaklarımın birbirine dolanmasına, kulaklarımın uğuldamasına, boğazımın yanmasına neden olmuştu. Konuşurken sesimde meydana gelen titremeler ve gözlerime hücum eden damlalar neticesinde ağlamamak için kendimi zor tuttum. Ne diyeceğimi şaşırmış bir vaziyette haleti ruhiyemin açığa çıkmaması adına telefonu istemsizce kapatmıştım.

Yazarın Diğer Yazıları
16 Temmuz 2021 10:43
30 Ağustos 2021 18:01
24 Haziran 2021 21:57
16 Ağustos 2021 17:44
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Sohbeti aç.
Haber hattı
İLAN ŞEHRİ-İLAN VER GÖZ PROTEZ